|
|
10月14日
Kadının Hası
Her gün kim bilir kaç kadın görüyorum... Sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orda, burda...Ama olmuyor hanımlar, olmuyor! Kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki? Solaryuma girmeye, çıplak gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu? Çevremde gördüğüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim. Bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden özelliklerini ekledim. Gözlerimi kapadım, Osmanlı zamanından kalma, hani şu afet-i devran denen kadınları düşündüm. O nasıl bir cazibedir ki, peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder. Bir Fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir İspanyol kadınının ateşini ve bir Türk köylü kızının tazeliğini..
Kadının güle benzemesi gerektiğine karar verdim sonunda. Kadının hası güle benzer. Rengiyle, kokusuyla, dikeniyle. Açın televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz? Kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur. Ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcılık değil elbet. Şımarıklığın da hakkını verir. Ağırbaşlı tebessümleri olur bir de. Kadın yüzü dediğin mahkeme duvarına benzemeyecek. Bu tebessümler sevgidir. Yumuşacık bir sevgi olur kadın yüreğinde. Kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun. Erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.
Kadının hası nerede, nasıl davranacağını bilir. . İnsanların içinde kapris yapmaz, hır çıkarmaz; ama gerçek bir Osmanlı kadını gibi, adabıyla, raconuyla istediğini alır. Dırdır etmez. Çok konuşup, baskı yapıp erkeği bezdirmez. Yüz göz olmaz kadının hası. Bazen öyle bir bakar ki, hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar. Bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da. Ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez. Gerçek bir kadın ezik durmaz. Kambur yürümez, dimdik durur. Kendine saygısı, güveni vardır. erkeğine can yoldaşı olur,destek olur, onu dinlemeyi bilir. Bazen utangaç olur, bazen ürkek. Soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın. Aptal olmaz gerçek bir kadın. Bön bön bakmaz adamların suratına. Hülyalı bakışları da olsa, zihni uyanık olur. Hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar. Neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur. Kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında. Sesi güzel olur kadının, biraz buğulu...arada bir pencereye yaslar başını, sokağa dalıp gider, bir şarkı söyler.
Olgunluğuyla şaşırtır erkeği. Bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki, yine, yine şaşırtır onu. Sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez. Huzur verir varlığıyla. İçmesini de bilir kadının hası. Bazı akşamlar anason kokulu tüter sofrasının sıcağı. İçli bir türkü dinler bazen, üşür, sırtına hırkasını alır. Konuşurken insanın yüzüne bakar kadın. Kibirli olmaz. Kültürsüz olmaz. Bomboş olmaz kafası. Dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır. kişiliklidir. Beceriklidir. Tırnağı kırılınca üzülür, üzülür işte, profesör de olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür. Gerçek bir kadın hiçbir zaman reklam panolarındaki kızlara benzemez. Etini teşhir etmez. Fosforlu bir taş gibiliği yoktur onun, loş bir cazibesi vardır. albenisi metrelerce öteden çarpar adamı.Ne kadar örtüneceğini, ne kadar açılacağını, yerine ve zamanına göre bilir.Gerçek bir kadın Paris podyumlarında yürüyen, 17. yüzyılın vebalı kadınları gibi mankenlere benzemez. Uzun saçları vardır kadının. Yumuşak olur, güzel kokar. Kadının hası saçlarını ne zaman toplayacağını, ne zaman salacağını bilir. Kadına yaraşmaz soğukluk. Gerçek bir kadın göbek atmayı, gerdan kırmayı, iyi becerir; ama öyle her yerde masaların üstüne çıkıp oynamaz. Havasında oldu mu, bir oynadı mı, herkes onu izler. Kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz. Erkekler korumayı severler, ama yine de güçsüz, zavallı kadınlardan hoşlanmazlar.Güçlü kadından ise çekinirler, ona yanaşamazlar. Kadının hası bu dengeyi kurmayı bilir; gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz. Has kadına naz da yakışır, kapris de. Öyle tatlı, öyle kıvamlı naz eder ki, onun nazını erkek zevkle çeker. Gerçek bir kadın şiir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur... CAN YÜCEL
Birbirine aşık iki insanı ayıran azgın bir nehir olduğunu öğrendim. Korkular, kompleksler, beklentiler, egolar, şüpheler ve kaygılar nehridir bu... Güçlü akıntıların etkisiyle zaman zaman kabaran ve bulanıklaşan bu hırçın suyun öteki yanındaki sevdiğinize ulaşmak için tek bir şansınız vardır: Sadece onun aşkına güvendiğinizde varolan bir asma köprü... Bazen onun sevgisinden şüpheye düşersiniz. O zaman köprünüz zayıflar, onu tutan halatlardan bazıları kopar ve karşıya geçmek güçleşir. Yine de sağlam kalan birkaç halatın sayesinde geçersiniz. Ama bazen öyle anlar gelir ki sevildiğinize dair tüm inancınızı yitirirsiniz. İşte böyle zamanlarda kabaran dalgalar, biricik köprünüzü yıkar, sular batıp çıkan tahta ve halat parçacıklarını uzaklara götürür. Öteki kıyıda duran sevgilinize bakarsınız ve ona tekrar kavuşmanın bir yolunu arar ama bir türlü bulamazsınız. Böyle zamanlarda bazıları çare kalmadığını görüp nehrin kenarından uzaklaşırlar, bazıları da kendilerini azgın sulara atıp, karşıya yüzerek ulaşmayı denerler. Ama sevildiğini bilmeden ve sadakatten emin olmadan girilen bu nehirdeki akıntılar böyle bir yolculuğa izin vermez. Ya egonuz ve beklentileriniz sizi boğar ya da şüpheleriniz ve korkularınız... Yine de yüzmeye çalışanlardan bazıları hiç vazgeçmezler ve ömürlerini aslında bataklık olan o karanlık sularda çırpınarak geçirirler. Çünkü akıllarına yakınlarda bir yerlerde başka bir aşk ve başka bir nehir daha olabileceği gelmez. Daha ilk baştan nehri geçemeyeceğini anlayıp uzaklaşanlarsa, hayatları boyunca "acaba yüzebilir miydim" diye sormaktan kendilerini alamazlar... 9月10日
Spelling Love
L :- is for Loneliness . That's I feel when your not here
 
O :- is for Only . I love only you my dear .
 
V :- is for Vows . The vows we taken to be husband and wife .
 
E :- is for End . I'll love you till the end of time .
9月9日
Welcome
+*+*+ Drop by and see me if you're lonely .. Don't keep yourself away too far
I'll always be here..
The one you're so familiar .. And always be waiting to share with you my love +*+*+
9月3日
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
Bu yazı can dostum Hasan Gürkan'a ait.
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir...*
Gözün başkalarını da görüyorsa sevdiğini sevmiyor musundur artık?
Birini sevmek topyekûn kapattırır mı "dükkânı"? Kepenklerin inmeli midir, elenmiş un varsa elek asılmalı mıdır duvara?
İnsan güzel adamları ve güzel kadınları "görüyorsa" hâlâ, hâlâ "bakıyorsa", aklından "Acaba?" diye geçiyorsa, aslında o kadar da dolu değil midir içi?
Bir boşluk mu vardır aslında? Ondan mı yani mesela?
Liseli bir meram gibi görünen bu bahis, derdi ömürlüktür esasında. Eğer bir tür "kalbî lobotomi" olabilseydi, birini sevince artık ömrünün sonuna kadar kafan karışmasaydı hiç, başka bir şeyi, başka kimseyi düşünemez hale getirilebilseydik kendimizi bir ameliyatla...
Oh! Ne şahane olurdu. Konu kapanır, işimize bakabilirdik. Ne ki hayat bölünüyor ortasından bazen. Nar gibi çatlıyor kalp yumuşak karnından. Dağılıyoruz kırmızı kırmızı, toparlayamıyoruz tanelerimizi.
Ama işte kalbimiz çırpıştı diye hata da yapmak istemiyoruz; hayatlarımız çok fena kıymetli. Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz, alıştığımız hayatı bırakmak, bir güzele feda etmek elimizdekini de vicdani bir mesele.
Bir vicdan ve korku terazisi çalışıyor hep içimizde. Ne kadar korkuyoruz kaybettiğimizin yerini dolduramamaktan? Kalbimiz buruşacak mı kapılmasak hiç o yeni rüzgâra? İhtiyarlamış gibi mi hissedeceğiz? Başlangıcın heyecanı mı daha büyük yoksa kaybetmenin korkusu mu? Bir yeni ile karşılaştığımızda içimizin karmaşık hesap makineleri başlıyor tam yol çalışmaya.
Günahın lezzeti
Yanımızdaki, hayatımızdaki meşru olandır hep. Kabul edilmiş olan, arkadaşlarımıza tanıştırılmış olan, bizimle birlikte hatırlanan, birlikte hatırlandığımız kişi. Birini bırakmıyorsun ki bıraktığında, kendinin onunla tanımlanmış halini de bırakıyorsun aslında. Kendinin o kabuğunu bırakmak kolay mı?
Diğer yandan günah, her zaman daha lezzetlidir sevaptan. Ah günah! Bir nar gibi çatlar ve çatlatır insanı ortasından.
Ne çok kırmızıymış için, görür ve hayret edersin kendine. Neler neler yapabilirmişsin meğerse! Yeni insan hayretleriyle gelince meclise, minderler kaldırılır, döşekler havalanır. Ah! O tatlı günaha yer mi bulunmaz!
Ama ya eğer hayat güvenmek demekse? Ama ya hayat aslında bir hayretten uzun sürerse? Mesele budur ve hiç hakiki anlamda hesaplanamaz.
Ama bilirsiniz siz de, nar bir kere çatlarsa kimse taneleri toparlayamaz. Çatlatmayayım desen nar kıpırdar kıpırdar, duramaz. Ve kimse böyle büyük kararları verecek gücü kendinde bulamaz. Kimse doğrunun ne olduğunu, benim diyen kimse, bilemez.
İşaret ver hayat!
Kimse sevilmemeyi göze alamaz. O yüzden kimse kimseyi terk etmek istemez, karşıdaki anlasın da gitsin isteriz hepimiz. Ya gitmezse? O zaman bu büyük ve tehlikeli ve günahlı kararlar bize kalmasın isteriz.
Bir işaret versin hayat. Biz istemeden olsun, kalbimize hesap verirsen "Başka ne yapabilirdim ki?" demeyi dileriz.
Öyle bir şey olsun ki kaçınılmaz olsun günah.
Öyle bir şey olsun ki sen sorumluluğunu alma olanların.
Öyle bir şey olsun ki, tufan gibi alsın götürsün seni. Sen seçmemiş ol başına geleni. Bedeli ödenmesin yani. Nar kendi kendine çatlasın.
Sen dur öylece. Ellerin iki yana açık. "Ne yapabilirdim ki? Olacağı varmış" de. Çatlasın nar, saçılsın hayatın yerlere...
8月31日
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Rüzgarında, ne ateşleri hasretimle yaktım da Bir tek seni yakamadım, beni yaktığın gibi Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni, Sense araya korkular koydun. Yasaklar koydun, bitmez tükenmez engelller koydun, Şimdi sen, şimdi sen neredesin diye sakın sorma Sen çağırdın da ben, gelmedim mi?
Sen varken, darılmazdım çiçeksiz baharlara, yağmurlu havalara, bu kasvetli akşamlara darılmazdım, Sen varken bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına, otobüs duraklarına, Sen varken, ayrılanlara ağlamazdım, Gidenlere küsmezdim Kalanlara acımazdım, Sen varken, sen varken böyle üşümez- böylesine titremezdim Masumdum, masumdum çocuklar gibi, delirmezdim-küfretmezdim... Hele, hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Biliyorsun Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım, olmadı Bütün korkularına' arka çıktım, 'olmadı Dağlara merdiven dayadım, olmadı Haziranda kar oldum, yağdım avuçlarına, olmadı Sevdim olmadı, yandım olmadı, taptım, taptım olmadı Benden artık pes bu aşkın biletini istediğin gibi kes, Nasılsa, gidiyorsun Biliyorum, git, git ama ardında ağlayan bir çift göz paramparça bir yürek yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan, Çek silahını- Çek silahını daya sırtıma, Titrersem, Titrersem, namerdim, Sen sen vurdun da ben, ben, ölmedim mi?
(O'na, Gözlerime Düşen Yağmura)
Ahmet Selçuk İLKAN
Alıntı
Ömür Kısa,sevda uzun,gönül yorgun

Unutulmuş akşam türkülerinde,acılara
tutunup ağla derken bana,
aynaların ötesinde gördüğün ,ağır
sevdanın altında ağıtlarımı gizledim.
ömür kısa,sevda uzun,gönül yorgun artık
bir sonbaharın son gülü giderken,
küllenen aşkımla sana seni yazıyorum
sevda tohumları açarken baharında.
bir sevda filiz verdi,ıslanmış gözlerim
damla damla düşerken aşkına,
gönlümdeki kelepçelerin morlarında
sevdim de seni içimden,söyleyemedim ki.
ve baharın çıplak ayaklarında,sevdalara
boyanmış yağmur tanesiyim,
beyaz tuvallerin siyah izleri misali
ıslatırcasına ağlarken sana.
Alıntı
Dilya dan alintidir bu blog brawo cok guzel ifade etmis zamane gencligini :)
Kolay hayat ister olduk. Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz. Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın. İstediğimiz zaman yanımızda olsun, onun dışında yok olsun.
Bir kumandanın ucunda olsun her şey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuşlarında. Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım.
Sanal dünya giriverdi hayatımıza, çok da işimize geldi. Sanal alemin, sanal insanları oluverdik hemen. Duygularımızdan korkar olduk. Hissetmek yok sanki. Her şey bir yalan gibi. Sanal alem ve değeri yok.
Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor.
Dokunmaya, hissetmeye, göz göze gelmeye korkar olduk. Bir bilgisayar, bir anlık ileti programı (MSN), bir kamera her şey tamam. İnsan başka ne ister ki(!).
Böylesi daha güzel galiba. Sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok, hesap vermek yok diye düşündük. Canın isterse varsın (çevrimiçisin), istemezse yoksun. Ne güzel, tam bu çağın insanına göre.
Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç onemli olmayan kolay paranın peşinde koşar olduk. Hayata direk tepeden başlamak istedik. Üzerine "kolay" seks, kolay ilişkiler de giriverdi usulca yaşantımıza.
Zora gelemiyoruz zaten. Gerçek ilişkiler sıkıyor biraz. Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor. Hemen pılımızı, pırtımızı toplayıp, arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaşıveriyoruz. Neden peki? Bünyemizde barındırdığınız duygulardan kaçmak niye? Yok saymak, derinlere göndermek...
Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz. Korkuyoruz birilerinin gözlerinin içine bakmaktan. Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevişmeler istiyoruz sadece. O kadar rahatladık ki artık, ohh be.
Sevmeye bile üşenir olduk. "Ben gelemem ama gelirsen de hayır demem. Burdayım, isteyen gelip alsın. Ben kılımı kıpırdatmam. Uğraşamam. Çaba harcayamam. Ama şöyle yakınlarımda olsan o başka. Aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum, ilişki aramıyorum. Sadece sevişmek istiyorum"
Deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı. Yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu.
Sevmekten korkuyoruz. Ne oldu bize? Ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi? Kimlere bırakıverdik ruhumuzu? Kimler acıttı canımızı da bu kadar acımasız oluverdik? "Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani" diyecek kadar korkar olduk. Korkar olduk istediğimizin ardından koşmaya. Bencil oluverdik.
Bir gün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacagı aklımıza hiç gelmiyor nedense. Kendi doğamıza hasret yaşadığımızı bile anlayamadık. Biri bize bunu tekrar anlatsın. Ya da bir şok bizi bu duygusuz uykudan uyandırsın. Lütfen! 8月29日
Alıntı
EYY RABBİM..
Bir insan koy kalbime! Ama o insan Senin de sevdiğin olsun. Ve bana öyle bir insan sevdir ki, O insanin kalbi Seninle yanan bir mabed olsun. Beni öyle bir insanla buluştur ki Benden önce, Onunla buluşmuş olan Sen olasın. Onunla el ele tutuştuğumuzda, İkimizin elinin üzerinde Sen olasın… Bana öyle gözler göster ki; Ben o gözlerden Sana bakayım. Bana öyle bir sevgili ver ki O gözler,Cennete açılan iki pencere olsun. Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki; Kılavuzumuz Sen olasın Ey Rabbim.. Öyle bir sevgili verki bana, Ona sarıldığımda kainat bize baksın. Birbirine sarılsın. Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın Bize bakıp şeytan Adem’e secde etsin. Günah sevap uğruna kendini feda etsin. Ölüler birer birer uyansın sevgimizle… Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim! Sevgimizde,Muhammed(S.A.V) sevilsin. Öyle sevelimki birbirimizi. Hz. Hatice göklerden bize seslensin, Ve desin ki; “Bak Ya Muhammed bak şu sevgililere onlar bizde… bizde onlardayız. Bak Aşkımız birkez daha yaşanıyor yer yüzünde.. Allah Aşkımızı öyle çok seviyorki binlerce insana yaşatıyor..”
Alıntı
çok sevmeyeceksin
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
8月27日 body>
dostca, kardeşce arakadaşca
içden samimi
dürüst seviyesini bilen dert ortagı
ırk dil renk ayırt etmeden herkesle muhabbet
3月7日
GOD* . *.*. * . * *. *.*OPEN THE WINDOWS OF HEAVEN LOOK TO ME AND ASK ...*(`.) .*.*.*.*.* * . *.*. *WHAT IS YOUR . * .`.(`.) * . * . * . * ...*DREAM . * .*.. *`..* (`.) * . *FOR * .. *..(`.). *`..* . *TODAY? ..* ... *`.. * *. * . * . * ... *I * . * . * . . * . *.*. * . * . *ANSWERED: ___00000___00000 *.*. * . * .. *GOD __0000000_0000000. * . * . *TAKE __0000 OOOO 00000. * . * . *CARE ___0000000000000 * . * . * . *OF ____00000000000 * . *. * . * .*PERSON ______0000000 * . *. * . * . * .. * . *.*THAT ________000 * . *. * . * ... * . *.*IS _________0* . * .. ** .. * . *.*READING * . * .. ** .. * . * . * . * . *.*THIS .. * . (\ *** /) * . *.*.* TESTIMONIAL .* . * ( \(_)/ ) * * .BECAUSE, .* . * (_ /|\ _) . *. * THIS PERSON IS .* . * . /___\ * . . * . *SO *. * . * . * . . * *SPECIAL TO ME ...*My Friend* THANKS A LOT B MA FREN*****
|